Kocasinan' ın Şiir Defteri

17/8/2009 - NEFS

Kategori: SIIRLERIM

{ De ki: "Ey kendi aleyhlerine haddi aşmış kullarım, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." } 
ZÜMER SURESİ - 53. ÂYET

NEFS

Yıllar var ki uğraşırım,
Islahına çalışırım,
Sanki benle alay eder,
O güldükçe yarışırım.

Ne ettimse dinlemedi,
Kolay yolu hep istedi,
"Yapma, etme" dedimse de,
"Günah" diye inlemedi.

Bazı zaman gök ağardı,
Bazen zulüm, ak göğerdi,
Dost mu sandın? O hep eldi,
Hani sana can ciğerdi?

Vazgeçmezsen olur gider,
Yüreğinde çürür biter,
Acıtsa da çekip gider,
Vicdanında pislik yiter.

Can çekişti öldü gitti,
Kan çekişti soldu gitti,
"Gelme" dedim "bir kez daha",
SON bir defa güldü gitti.

17.08.2009 / KONYA / 17.53

KOCASİNAN (Dualarınızı bekliyor)


Nefsin mertebeleri şöyledir:

1- Nefs-i Emmâre: Allah`ın emirlerine uymayan, yasaklarını çekinmeden yapan ve zevkine tabi olan nefistir.

2- Nefs-i Levvâme: Allah`ın emirlerine bazen uyan, bazen uymayan, işlediği günahlardan dolayı üzülen ve sevaplardan dolayı sevinen nefistir.

3- Nefs-i Mülheme: Mümkün mertebe Allah`ın emir ve yasaklarına uyan nefistir.

4- Nefs-i Mutmainne: İmân esaslarına inanan, İslâm`ın emir ve yasaklarına uyan, bu konularda hiç bir şüphe ve tereddüdü olmayan, neticede Allah ile manevî bir bağ kuran ve bunun lezzetine ulaşan nefistir.

5- Nefs-i Radiye: Her yönüyle Hakk`a yönelen, Allah`tan gâfil olmama şuuruna eren ve O`ndan razı olan nefistir.

6- Nefs-i Mardiyye: Bütün benliği ile Hakk`a teslim olan ve böylece Allah`ın kendisinden razı olduğu nefistir.

7- Nefs-i Kâmile: Tezkiye netîcesinde arınmış, sâf, berrak, ulvî ve olgun nefstir. Bütün mârifet sırlarının tahsîl edildiği ve ancak Cenâb-ı Hak tarafından vehbî olarak lutfedilen bir makâmdır; Hak vergisidir, sırf çalışmakla elde edilmez. Kader sırrına mebnî, ilâhî bir ihsândır.
2 YorumYorum yaz!Bağlantı

5/8/2009 - ANNE, ELLERİM NERDE?

Kategori: SIIRLERIM
Berat Kandilimiz Mübarek olsun. Eski bir şiirimi daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Kandil vesilesiyle fertten topluma doğru düzelerek bebek kanı akmasına bir dur diyelim inşaAllah. Hepinizi, satınaldığı malın menşeine ve hangi odaklara hizmet ettiğine dikkat etmeye davet ediyorum. Saygılar;



ANNE, ELLERİM NERDE?

 

Sisli bir yaz gününde tutuklandı gönlüm,

Ceplerimde çakıl taşları,

Elimde okul defterim vardı.

Henüz çıkmıştım evimden,

Okula gidiyordum sabah erken.

Neden kesildi yollar?

Ve kimdi bu adamlar?

 

Dünyaya gözünü açınca çocuklar,

İlkin ana sesi duyarlar.

Ben duymadım, duyamadım.

“Ne duydun” derseniz eğer,

Bomba sesiymiş onlar.

 

Hiç doğru dürüst oyuncağım olmadı benim.

Bir tek çakıl taşlarım var.

Ve en iyi dostum onlar.

Daha ufacıktım,

Bir gün evimizi bastılar.

Babamı alıkoydular.

“Suçu ne?” dedik?

Fazla soru sordurmadılar.

Ve işte o günden sonra,

Çakıl taşları bana yâren oldular.

 

Başka ülkelerde değişik oyuncakları varmış çocukların,

Görsel şölenleri, eğlenceleri…

Ve daha sayamadığım niceleri.

Hiç görmedim ben onları,

Hiç tatmadım.

Havai fişekler varmış mesela,

Böyle gökyüzüne yükselip,

Orada patlıyorlarmış.

Rengârenk ışık saçıyorlarmış etrafa.

Benim de fişeklerim oldu,

Ama havai değil, gerçek.

Ve hiç renkli ışık saçmadılar hayata.

Sadece tek renkleri vardı onların,

Kırmızı…

Ateş kırmızısı,

Kan kırmızısı….

 

Ablam evlendi sonra,

Ama hiç eşyası yoktu.

Çeyiz işlenirmiş başka yerlerde genç kızlara,

Benim ablamın çeyizi yoktu.

Çünkü çeyiz işleyecek vakti yoktu.

Hemşireydi ablam hasta yuvasında.

Gece gündüz demeden koşturdu,

İlaç yoktu, morfin yoktu.

Dipdiri dikti yaraları gözünde yaşlarla.

Gelen her çocuk, sanki onun çocuğuydu.

Ahh ablam, o da başkası için kendinden geçenler kervanında…

 

Dedim ya, okula gidiyordum bir sabah erkenden,

O kocaman tanklar karşıma çıktığında.

Başladılar sonra gerçek fişekleri etrafa saçmaya.

Silah yoktu, tank yoktu direnecek insanlarımda.

Ama olsun, çakıl taşlarımız var bizim,

Bir de iman göğsümüzün tam ortasında.

Ben de başladım taşları fırlatmaya.

Arkadaşlarım içinde en iyisi bendim,

Gidiyordu attıklarım çok uzağa,

Ve değiyordu kâfire mutlaka.

 

Sonra gördüler beni,

Resimlerimi çektiler bir anda.

Anlamamıştım neden olduğu ya,

Ertesi gün dayandılar kapıma.

Alıp götürdüler beni evden uzağa.

Çok bağırdı, çok ağladı annem,

Ama yok fayda.

“Sen” dediler,

“Sen bu ellerle bize taş atarsın haaa!”

Ellerine silah almışlardı onlar da,

Ve başladılar ellerime, kollarıma vurmaya.

Ezildi önce, sonra kırıldı kollarım sırayla.

Ve artık acıdan baygındım ben yollarda.

“Seni” dediler, “öldürmeyeceğiz burada.

Şimdi al o pis kollarını yanına,

Ve git ailenin yanına.

Görsünler halini de,

Bir daha dik durmasınlar karşımızda!”

 

Biz ne yaptık bu fitnecilere anlamadım ya,

Aldım kollarımı yanıma,

Başladım eve doğru yol almaya.

Kollarım çok sancıyordu ama.

Bir de sallanıyorlardı sağa sola.

En son okuluma varabildim ve bayıldım kapıda.

Beni ilk gören öğretmenim olmuştu orada.

Derhal kucaklayıp götürmüş ablamın yanına,

Ve doktorlar bakakalmışlar bu vahşi tabloya.

 Ben, gözlerimi açtığımda,

Bir hasta odasında yatıyordum acıyla.

Bulabilmişlerdi bana boş bir yatak nasıl olduysa.

 

Ellerime baktım sonra,

Sonra kollarıma.

Göremiyordum onları vücudumda.

Sordum sonra ve anlattılar bana.

Yoktu artık iki elim ve iki kolum,

Kesmişlerdi ikisini de beni kurtarmak adına.

 

Ben, on yaşımdaydım kollarımdan ayrıldığımda,

Sisli bir yaz günüydü ve tutuklanmıştı gönlüm vatan toprağında.

Çocuktum belki, aklım almayacak kadar ufak yaşta,

Ama yaşları küçük de olsa,

Yaşadıkları, duyguları ve fikir dünyaları büyük oluyor çocukların benim yurdumda.

Hiç ağlamadım kollarımı bulamadığımda,

Sadece düşündüm çakıl taşlarını atamayacaktım bir daha!

 

Anne, ellerim nerde?

Anne, ellerim….

 

01.10.07 / KONYA / 09.37

 
KOCASİNAN

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

21/7/2009 - URFA MARALI

Kategori: SIIRLERIM
Farkettim ki siye ne zamandır seslenmemişem,
Lafımı içime gömüp ele sessizce beklemişem,
Durıp bi düşündım dünegin,
Karşıma çıkan vakıt pek engin,
Ben siye tutılalı bir yılı aşmış,
Tam bir sene dört aya ulaşmış,
Feket hala aynamisan,
İçimdeki yangını görmisan,
De hele mavı gözlü Urfa maralı,
Bakışı yüregimde saklı Kürt oglı,
De hele siye nedendir bu yangınım?
Göynüm unudamiy, feket hala kırgınım,
Kırılsam da, üzılsem de, yine de seni seviyem,
Dediydim ya, hatırliy misan?
Bin yıl da geçse, göynüm senindir inan,
Adını duyanda yüregim pır pır ediy,
Sanki yerinden çıkacakmış kimin gıpırdiy,
Gözlerim senden başkasına fer veremez,
Yoklugında ruhum asla huzura eremez,
Gel he de Urfa maralı,
Dinsin içimdeki tarifsiz agrı,
Açılınca seni gördüyse gözlerim,
Kapanırken de yanımda sen ol isterim,
Geçip gidiy ömrım, aha görisen,
Eliyi tez dut, sevdayı yitiriysen,
Mutlu olmak bunca zor olmamalı kanımca,
Seni içime gatmışam, dolaşiysen canımca,
Bir grup vaktı kumlu sade kéhvemi içerken,
Agız dolusu "Urfalım" demek istiyem, biliysen,
De hadi bekletme gayrı yanaş yamacıma,
Yüregim avucundadır, incitme, can katma acıma,
Mavı gözlü Urfa maralı, biricığ,
Ne olursan, gel artığ...

12.01.09 / KONYA / 01.15

KOCASİNAN
3 YorumYorum yaz!Bağlantı

11/7/2009 - Arka Taşı/Mükâleme (HİLALOĞLU & KOCASİNAN)

Kategori: SIIRLERIM

 

Kıymetli Kardeşim Hilaloğlu ile karşılıklı atışmamız, buyrun:


 
Arka Taşı/Mükâleme (HİLALOĞLU & KOCASİNAN)

Köyden yalın yaya düştüm yollara,
Sebebini dersem diller nar olur,
Avuç açmam billâh namert kullara,
Gam kasavet beni boğar dar olur. (HİLALOĞLU)

Namerde el açma, Allah’a dayan,
O’ndan vazgeçersen güller kar olur,
Halimi kimseye eylemem ayan,
Dostun tek sözüyle ömrüm kâr olur. (KOCASİNAN)

Özü sözü birdir bilirim dostu,
Vefa istersen gel, sereyim postu,
“O” gidince Bilal dünyaya küstü,
Hasret çeke çeke güller har olur. (HİLALOĞLU)

Bıkmadan aradım elde vefayı,
Güllerde sanırdım bir tek sefayı,
Çekmeye talibim kutsal cefayı,
Ah edip inlersem güller zar olur. (KOCASİNAN)

Cefa deme sakın safa dururken,
Zamansız kıymet bu doğru yürürken,
Yürekler tek yumruk Hakk’a vururken,
Şaş bakar her biri düşman kör olur. (HİLALOĞLU)

Dostun sohbetiyle açılır güller,
Vefasızlık biter saçılır küller,
Daima nadana kapalı tüller,
Cahil sohbetiyle yürek kor olur. (KOCASİNAN)

Sohbet sırdır dedik ele vermedik,
Ağladık bazı vakt yele vermedik,
Şiir yazdık amma tele vermedik,
Hakikat sevdası elbet nur olur. (HİLALOĞLU)

Sırrımı saklayan yüreğe kurban,
Gözyaşımı silen bileğe kurban,
Yoktan hayat veren Halik’a kurban,
Hakk’a gönül veren bir gün pir olur. (KOCASİNAN)

Pirlik istemem ben, dervişlik yeter,
Mürşidin yolunda sarhoşluk yeter,
Dergâhta takmaya bir başlık yeter,
Süleyman’ın mülkü bizde mur olur. (HİLALOĞLU)

Gönlü engin kula rütbe ne gerek?
Tarhanayla doyar, neylesin börek?
Fazlaca görülmez böyle bir yürek,
Nefsi dizginleyen Hakk’a yar olur. (KOCASİNAN)

Hakk mahlûkat için sevda yaratmış,
İçine en güzel ihlâsı katmış,
Ne çare insanlar zulmete batmış,
Fenaya varmayan hep berdar olur. (HİLALOĞLU)

İhlâsını korur Rabb’ini seven,
Sevdasına yanar Gül’ünü öven,
Zulmete gidenler, dizini döven,
Doğruda yürüyen hep haydar olur. (KOCASİNAN)

Bazı yoldan çıktım isyan ederek,
Ciğerimi dil-hun büryan ederek,
Cümle ahvalini beyan ederek,
Can u baş verenler berhudar olur. (HİLALOĞLU)

Yolundan çıkmışı toparlar iman,
Bir dosta denk gelir, son bulur güman,
Başında varsa da dağılır duman,
Hakiki dost bulan bahtiyar olur. (KOCASİNAN)

Bir vakit gurbeti mesken eyledim,
Her nereye gitsem onu söyledim,
Yürek paramparça dosta peyledim,
Korkarım sonunda tarumar olur. (HİLALOĞLU)

Hasreti tatmayan yiğit olur mu?
Gurbete gitmeyen acı bilir mi?
Sabra sabr ekmeden o yar gelir mi?
Sırt veririm dosta bergüzar olur. (KOCASİNAN)

Elimde bir tutam ümidim vardı,
Yoksa dertler beni çöle salardı,
Gül dediğim sonsuz belaya sardı,
Bak gör âşıklarda hayat zor olur. (HİLALOĞLU)

Her yiğide nasip olmaz dilârâ,
Acele eyleme, vaktini ara,
Yok yere sıkılma, düşme sen dara,
Gönlü kırılmışa sabır yar olur. (KOCASİNAN)

Sonunda geldik biz aşk tuzağına,
Nasıl düşürdü bak kendi ağına,
Beklerim her şeyi Cennet bağına,
Velâkin dönmedi ateş-bar olur. (HİLALOĞLU)

Gelmemiştir vakti, dönmedi ise,
Biraz daha sabret, düşme yeise,
Yüreğini asla düşürme ise,
Zamanı gelince karlar har olur. (KOCASİNAN)

Beni gören kibre yorar halimi,
Hayır mı, şer mi hiç bilmez âlemi,
Levh-i mahfuz yazan tüyü kalemi,
Bilmeyenler illa özü dur olur. (HİLALOĞLU)

Kibirden uzaktır tüm ehli iman,
Kuruntu eyleme, sönmesin çıran,
Yüreği her daim Allah’a yanan,
Ayağı kaysa da elbet nur olur. (KOCASİNAN)

Söyle son cümleni tadında kalsın,
Her cümle âlemin yâdında kalsın,
Bin yıl geçse her sır adında kalsın,
Sayarsak bu sözler bin tomar olur. (HİLALOĞLU)

Yıllarca aradım kutlu sevdayı,
Dolandım durdum da buldum Huda’yı,
Şimdi zamanıdır etmek vedayı,
Bu hayırlı yolda nefs tımar olur. (KOCASİNAN)

Elim açtım Hakk’a dualar ettim,
Gülfemi özünden kalmasın yetim,
Güzellik yapmaktı şi’rle niyetim,
Kocasinan kardeş dostlar şir olur. (HİLALOĞLU)

Güzelliği yapmış Gülfemi olan,
Susmayı bilmiyor kul Kocasinan,
Her nefs anlasın ki bu dünya yalan,
Vaslına erenler burda sır olur. (KOCASİNAN)
 

Kocasinan & Hilaloğlu

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

7/7/2009 - BERDEL

Kategori: SIIRLERIM

Güneşin beş arşın yükseldigi bir günde,
Sapsarı cografyanın gara yazgısına açtım gözlerimi,
Adıma Kajal demişler,
Dogdugım günden beri.

Günler geçiydi, ben büyiydim,
Gendim büyürken, umutlarımı da yeşertiydim,
Hep başkalarını sevmeyi örgettiler biye,
Gendinden önce atanı, aganı, ananı sevecahsın,
Onlara bir şey lazım gelirse,
Evvela hızmatlarına goşacahsın,
Temam, gabol ediyem,
Bu gözel bir eylem,
Lakin ben de bir insanam,
Unutulmuşam, dogarken yanmışam anam!

Dogdugım kimin sapsarı sıcak bir gündı,
Anam gelip eliyi diziye goydı,
Dedi “Hazır ol, gelin
 oliysan,
Öbür aya buba evinden er evine çıkiysan.”
Vııışşşş!
Dertli başıma gelenler,
Ne edecağam ben şimdi?
Olur mı böyle bir anda “hazır ol! ” demesi?
Anam annattı ki agam bir gıza sevdalanmış,
Benim bubamın gudreti yok ki ona başlık bulaymış,
Düşünıp daşınmışlar,
Bir başlık parasına,
Benim başımı yahmağa garar eylemişler,
Gızın bubası demiş “Berdel edelim,
Gızımı siye vererem, lakin gardaşını isterim.”,
Vay annaamm,
Kim düşüne ki gariban Kajal’ı?
Onuy söz hakkı nedir ki dura garşı?
Biye dediler “hazır olasan”,
Heç kimse sormadı bile,
“Gızım, sen ne düşüniysan? ”,
Ne düşünecağam gurban,
Benim düşünmem geçer mi ki?
Agam sevmiş bir kere,
Biye kendimi feda etmek düşer; göz göreee göre,
Deyemedim kimselere,
Deyemedim “Ben Hamido’yu seviyem,
Agamın sevdaya tutuldıgı kimin,
Ben de içime birini düşürmüşem”,
O da seviydi beni,
Gavuşacagımız günün hayaliyle yaşiydi,
Ahh, ah şu başlık paramı bi hazır edeydi!
Vayy Hamidooo,
Vay ki vay bize,
Kajal’ın gelin oliy,
Bubası yaşındaki bir fikirsize,
Neden he mi?
Adına berdel deyiler,
Burada gızların gendini feda etmesine.

Berdel,
Kajal’ın rüyası sona erdi,
Hamido gendini daglara verdi,
İki gencin umudu sudaki çocuk kimin bogulurken,
Bir tek Kajal’ın agası murada erdi,
Berdel…

KOCASİNAN
6 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kahve tadında limon yalnızlığı benimkisi. Paylaşmak isteyen varsa, buyursun sayfama.

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
ortahisar
saidiseri
hilal Duran Timur
yapraksarma
urfa63tutkunu
Buğra Kavukçuoğlu
hayatinicindenn
Sükran G......
basirasyanur
gzdakkurt
Sükran G....